escort bursa escort istanbul escort izmit escort
marketingfutbol.club bonus veren siteler bahis siteleri

CHP'li Kaya: "12 Eylül’de alınan kararların sancısını hala yaşamaya devam ediyoruz"

Manşet Haber ekibi olarak CHP 27. Dönem Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya ile röportaj yaptık.
 Tarih: 08-10-2020 10:06:10   Güncelleme: 08-10-2020 10:48:10
CHP'li Kaya:

 

12 Eylül Darbesi’ni yaşamış ve bu darbeden mesleki açıdan etkilenmiş biri olarak, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası KHK ile ihraç edilen dolayısıyla çalışma haklarından mahrum kalan meslektaşlarınız hakkında alınan kararlar ile ilgili ne düşünüyorsunuz? 12 Eylül Darbesi’nin ve 15 Temmuz darbe girişiminin sonuçlarını karşılaştırırsak öğretmenlik mesleği açısından nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

Öncelikle askeri ya da sivil darbeler yani darbenin her türlüsü demokrasiyi yok eden bir uygulamadır. 12 Eylül askeriye darbesi Türkiye’de aydınlanmanın, demokrasinin ve özgürlüklerin önüne geçen çok ciddi bir darbeydi. Ben 12 Eylül darbesinde öğretmendim; o dönemde işkence de gördük sürgün de olduk. 15 Temmuz’da bir darbe girişimi oldu ama gerçek darbe 20 Temmuz’da gerçekleşti. 20 Temmuz sivil darbesinden sonra bütün olarak insanlar, öncellikle kamu çalışanları çok ciddi sıkıntılar çekti. Ben 12 Eylül darbesinden sonra cezaevinden çıktım. Ticaretle uğraştım, kırtasiye dükkanı açtım, dershane açtım... Ticaret yapma şansını elde ettim. 20 Temmuz darbesinden sonra kimseye bu hak verilmedi; insanlar limon, simit satamadı. Evlerine hala daha ekmek götüremiyorlar. Adil bir yargılama da yok. 12 Eylül darbesinden sonra yargılandık, beraat ettik. Daha sonra göreve döndük ama 20 Temmuz darbe sürecinden sonra hiçbiri ne yazık ki yaşanmıyor. Parası olan, FETÖ ile hangi düzeyde ilişki kurarsa kursun özellikle AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatlarıyla ilişki kuran herkes aklanıp dışarı çıkabiliyor. Öğretmenlik mesleği açısından bakıldığında eğitim öğretim konusunda 12 Eylül’de alınan kararların sancısını hala yaşamaya devam ediyoruz.

1990 yılında Eğit-Sen’in kurucuları arasında yer aldınız, dört sene Kırşehir Şube Başkanlığı yaptıktan sonra 1994 yılında Rize’ye sürgün edildiniz. Bu sürgünün sebebi neydi ve daha sonraki çalışmalarınızı ne ölçüde etkiledi?

12 Eylül, öğretmen örgütlenmelerini ve Türkiye öğretmen sendikasını kapattı. Türkiye öğretmenler sendikasını devam ettirmek için TÖB-DER’i kurduk. TÖB-DER ile mücadeleye devam etmiştik; TÖB-DER de 1981 yılında kapatıldı. Biz bu sefer uluslararası sözleşmelerden doğan anayasal hakkımız olan sendika kurma hakkımızı düşündük. Türkiye’den 13 Kasım 1990’da 333 öğretmen ile birlikte Eğit-Seni kurduk. O zaman ben Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesinin bir köyünde öğretmendim. Eğit-Seni İstanbul’da kurduk. O dönem sendika kurulması kesinlikle yasak deniyordu; meslekten atılırsın deniyordu. Biz meslekten atılmayı göze alarak Türkiye öğretmen hareketinin devamını sağlamak, eğitim öğretimde aydınlanmayı sağlayabilmek için öğretmen örgütlenmesinin zorunlu olduğunu bildiğimizden sendikayı kurduk. Sosyal demokratların iktidarda olduğu bir süreçti; ben Rize’ye sürgün edildim. Tek kusurum sendikal mücadeleyi yürütmekti! Daha sonra sendikal mücadelenin siyasal mücadele ile birleşmesi gerektiğini düşündüğümüzden kamu çalışanlarının siyaset yapma hakkını savunmaya başladık. Biz kamu çalışanlarının siyaset yapma hakkını savunduğumuzda ÖDP kurulum aşamasındaydı. Hem öğretmenlik yaptım hem de ÖDP’nin kurucusu oldum. Anayasa mahkemesi partimiz hakkında kapatma kararı açtığı için ben öğretmenlikten istifa ettim. Partinin Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına devam ettim. Öğretmenlikten ayrılma nedenim kamu çalışanlarının da siyaset yapabileceğini göstermekti…

ÖDP’den bahsetmişken biraz da 90lar Türkiye soluyla günümüz solunu karşılaştırırsak nasıl bir değerlendirmede bulunursunuz?

12 Eylül darbesi Türkiye solunun üstünden buldozer gibi geçti. 90’lı yıllarda yeni bir hareketlenme, yeni bir uyanış vardı. Kamu çalışanlarının sendikalaşması, 87’lerden itibaren boy gösteren işçi direnişleri, büyük Zonguldak yürüyüşü… Bunların tümü bir hareketlenmeyi beraberinde getirdi. Sol akımların yeniden toparlandığı, varlıklarını gösterdiği, özellikle de sendikalar ve dernekler üzerinde yoğunlaşan bir siyasal hayat vardı. Bu siyasallaşmanın sadece sendikalarla, demokratik kitle örgütleriyle, odalarla yürütülemeyeceği düşüncesi vardı. O dönemin koşullarında yaşanan iktidar sorunları vardı; bu süreçte siyasallaşmanın önü açıldı. Sokaklar fiili dayanışmanın mücadele hattı oldu. 90’lı yıllar 12 Eylül darbesinden sonra yeniden ayağa kalkışın başladığı yıllardı. Şimdiki döneme baktığımızda hem siyasal yapılarda hem de sendikal hareketlerde ciddi bir gerileme olduğunu fark etmek mümkün. Yeniden bu hareketli süreci canlandırmak hepimizin görevi.

Bir ülkede eğitim çalışmalarını tecrübeli bir öğretmenin yürütmesi toplumda güven kazandıran bir durum. Şu anki Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’un da bir öğretmen olması sizce topluma güven veriyor mu? Eğitimde artılarımız ve eksilerimiz nelerdir?

Öncellikle Sayın Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk bir eğitim bilimci; başlarda toplumda ciddi bir güven oluştu. Sayın Ziya Selçuk PR çalışmasını çok iyi yürüttü. Göreve başladıktan hemen sonra 1 milyon 170 bin öğretmene mektup yolladı. Öğretmenlerin sorunlarını çözeceğini anlattı. Ziya Selçuk’un bu işi tek başına yapamayacağını, niyeti bu olsa dahi buna saray hükümetinin izin vermeyeceğinin altını çizmiştim. Ben de bir öğretmen olduğum için öğretmenlere gönderdiği mektubu üzerime alınıp ona cevap mektubu yazdım. Biz öğretmenlerin temel sorunlarını dile getirdim; hala cevap gelmedi, dile getirdiğim sorunlar da çözülmedi. Yarattığı o umut havası ne yazık ki MEB içerisinde örgütlü olan cemaatler, tarikatlar ve vakıflar tarafından yok edildi.  Ziya Selçuk Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim bakanı ama ne yazık ki bir de sarayda kurulan bir “ Saray Milli Eğitim Bakanlığı” var. Şu anda bakanlar sekreterya görevi görüyor. Eğitimin içinde bulunduğu sorunları çözmeye yetmediğini, sorunların çözülemeyeceğini ne yazık ki görüyoruz. Pandemi sürecindeki en başarısız alanlardan biri de eğitim oldu. Yanlışlarla dolu bir süreç yaşıyoruz.

Uzaktan eğitime erişim imkanı olmayan öğrencilere destek verildi mi? Verildiyse bu destekler sizce yeterli miydi? Başka ne gibi desteklerde bulunulabilirdi?

18 milyon öğrencinin olduğu bir ülkede siz 5 milyona göre bir altyapı yaparsanız, zaten 13 milyonunu yok saymışsınız demektir.  EBA’nın altyapısı zayıf, güvenlik kontrolü yok, uzaktan eğitim için müfredat uygun değil… Öğrencilerin ne internet bağlantısı, ne bilgisayar ne de televizyon sorunu çözülebildi… Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu uzaktan öğretim sıkıntılarının bize bildirilmesini için çağrı yaptı, belediyelerimizin güçleri yettiği ölçüde destek sağlayabileceğini söyledi. Ben de bir kampanya başlattım; bu kampanya sayesinde bilgisayar ve tablet bağışlarını köy çocuklarına ulaştırıyoruz. Devletimiz de bu sorunları çözmek adına adım atmak zorunda. Yemeyeceğiz, içmeyeceğiz, eğitime yatırım yapacağız.

CHP’nin eğitim politikalarından bahseder misiniz?

Eğitim kamusal bir hizmettir. Laik, demokratik, bilimsel, parasız bir kamusal eğitim anlayışının hayata geçmesini savunuyoruz. Birinci hedefimiz 4+4+4 sistemini kaldırmak ve yerine 1+8+4 sistemini getirmek olacak. Eğitimde fırsat eşitliği gerekiyor, “Öğretmen Meslek Kanunu” çıkartılması gerekiyor. CHP olarak Cumhuriyet devrimlerini geliştirerek devam ettiren bir süreci hayata geçirmek zorundayız. Özel okullara para ayıran bir sistem olamaz; özel okul kurmak isteyen kurabilir, oraya çocuğunu göndermek isteyen gönderebilir ama devlet kendi kamusal okullarına yatırım yapmalıdır, herkese eğitimde fırsat eşitliğini sağlamalıdır.  

Öğretmen olduğunuz günden itibaren mesleğinizle alakalı kurduğunuz herhangi bir hayaliniz oldu mu? Bu hayaliniz gerçekleşti mi veya siz gerçekleştirebildiniz mi?

Ben öğretmenlik mesleğinin örgütlenmesini istiyordum; bunun için mücadele ettim, bedel ödedim fakat gerçekleştirdim.

Son olarak yeni öğretmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Öğretmenlik mesleğini severek, aşkla yapmalarını, örgütlü olmalarını, haklarını savunmalarını, toplumsal olaylara duyarlı olmalarını isterim. Bir ailenin olmazsa olmazı çocuklarıdır, o çocukları kendi çocukları gibi görsünler. Onların yetişmesi Cumhuriyetin ilerlemesi ve gelişmesine vesile olacaktır. Demokrasiye, barışa, huzura ve mutluluğa ulaşmanın yolu bu duyguları özümsemiş nesiller yetiştirmektir.

  YORUMLAR 0 Yorum YORUM YAP
Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  DİĞER RÖPORTAJ Haberleri
HABER ARŞİVİ
Tüm Anketler
Web sitemize nasıl ulaştınız?
BİZİ TAKİP EDİN
  • YUKARI