| |||||||||||||||||||||||||||||||||
| |||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Güncel | Ekonomi | Spor | Magazin | Kültür Sanat | Bilim Teknoloji | Eğitim | Sağlık | Röportaj | |||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu planda iktidar partisine ve Gülen Cemaati’ne karşı, komplo ve iftira üzerinden, bir harekat tasarlanmıştı. İlk defa tüm kamuoyu büyük bir reaksiyon gösterdi. Darbeleri destekleyen Beyaz Türklerin kalelerinde, büyük şaşkınlık yaşandı. Bürokratik elitlerin borazanlığını yapan basın kuruluşları dahi, savunacak bir şey bulamadılar. Biraz eveleyip geveleyip, darbelerin artık olamayacağını söylemek zorunda kaldılar. Türkiye hızla modernleşiyor. Sivil ve askeri bürokrasi, hantal yapısını devam ettirmeye çalıştığı sürece, çağdışı kalmaya mahkumdur. Güzel sloganlar üretmek kimseyi ikna etmeye yetmiyor. Herkes artık sorguluyor. Siz sloganlarla toplumu uyutmaya çalışırken, toplum size notunu veriyor. Bu kadar hızlı bir değişim yaşandığına inanmak zor. Bundan 12 yıl önce, 28 Şubat post-modern askeri darbesini yaşadık. Dün halka karşı psikolojik harekat yapanlar, bugün halkın demokratik gücü karşısında çaresizleri oynamaktadır. Bu değişime direnmeleri oldukça zor görünüyor. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ durumu idare etmeye çalışıyor, ancak oldukça zor günler geçirdiği kesin. Silahlı kuvvetler içerisinde siyasi güçlerinin yavaş yavaş ellerinden alındığını gören subaylar, kendisini baskı altında tutmaktadır. Silahlı Kuvvetlere en büyük zararı, yine silahlı kuvvetlerin kendi mensupları vermektedir. Şimdiki üst düzey subayların tümü darbeci ağabeylerinin öğrencileridir. Darbecilerin “cumhuriyetin tek hakimi ve tek koruyucusu sizlersiniz” diyerek yetiştirdiği subaylardır. Şimdi rüştünü ispat eden bir cumhuriyet ve demokrasi var. Halk sözde kendisinin olan cumhuriyete özde sahip olmaya kararlıdır. Bizim bürokratik elitler de ellerinden oyuncağı alınan bir çocuk misali, ne yapacağını şaşırmış oradan oraya bakınmaktadır. Halkımızın geldiği nokta gurur vericidir. Kendisinin canını çok yakan bu darbecileri, hukuk yoluyla ve medeni bir şekilde tasfiye etmektedir. Bu da bizim milletimizin engin sağduyusu ve hoşgörüsünün sonucudur. Beyaz Türkler ve onların bürokratik uzantıları, artık halkın gücüne boyun eğmeye mecbur kalmışlardır. Dirençleri bir bir kırılmaktadır. Bu süreç sonunda, tam demokratik ve çağdaş bir ülkeye doğru gittiğimizi görmekten mutlu oluyorum.
Bu habere toplam 5 yorum yazılmıştır. Zafer Budak
[ 04-Temmuz-2009, 12:31 ]
Sayın Sarıkaya,
Diğer yazılarınızda da olduğu gibi konuya gayet seviyeli yaklaşmış ve ideal şartları ortaya koymuşsunuz.Buna, benim ve de kimsenin itirazı olamaz. Ancak ben,ülkemiz ve dünya gerçeklerini,yaşamak şansına sahip olduğumuz yakın tarihimizden yola çıkarak değerlendirme yaptım ve hala da bunların gözardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Darbe zihniyetine ve hukuk dışılığa karşı çıkmak, hepimizin ortak paydasıdır sanıyorum. Selamlar... Sermet Sarıkaya
[ 04-Temmuz-2009, 10:35 ]
Sayın Budak,
Hukuk bir idealdir. Adalet, eşitlik ve barışla birliktedir. Bu ideale ulaşmak için insanlar akıl ve yüreklerinde hukuka olan ihtiyacı bilmeleri ve hissetmeleri gelir. Hukuk idealine ulaşmak için tarih boyunca çok büyük mücadeleler olmuştur. Her hak arayışı hukuk içinde olmamıştır. Irkçılık adına milyonlar ölmüştür. Sömürgecilik adına nesiller heba edilmiştir. Türkiyede hukukun zihinler ve yüreklerde yerleştiğini söylemek mümkün değildir. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana bürokratik devlet vatandaş adına hukuk arayışı içinde iken zaman zaman vatandaşa rağmen hukuk(!) yoluna gitmiştir. Darbe zihniyeti "memlekete hukuk lazımsa onu da biz getiririz" dir. Birileri "ötekinin" yaşamına müdahele etme hakkını kendinde görmüştür. Bu hakkı "vatan sevgisi ve cumhuriyet sevgisi " ile özdeşlaştirmiştir. Oysa hukuk birilerinin dağıttığı nimet değildir. Hukuk uğrunda mücadele edilerek yaşanmaya çalışılan bir idealdir. Ülkemizde vatandaşımız hukuk kendilerine uygun görüldüğü kadar verilmek istenen bir lütuf olarak görülmüştür. Öte yandan vatandaş, hukuk için mücadele etme gereğini bilememiş, bildiriltmemiştir. Günümüzde hala darbenin şartlarından bahsedilmesi, vatandaşımızın "devlet sever de döver de " anlayışının uzantısıdır. Oysa devlet sosyal devlet olmalı ve hukuku yerleştirmeye gayret etmelidir. Vatandaş hukuku devletten değil kendinden aramalıdır. Geçmişte olan geçmişte kaldı. Artık devlet vatandaşını sevmeli, saymalı ama onu meşru çizgilerin dışına çıktığında adilce yargılamalıdır. Vatandaş ise zihin ve yüreğinde adeletin ve demokrasinin yerleşmesi için gayret etmelidir. Zafer Budak
[ 03-Temmuz-2009, 16:35 ]
Sayın Yazar,
Yazılarınızı baştan beri takip ediyorum.Türkiye'nin demokratikleşmesi ve halkın kendi yönetiminde söz sahibi olmasını anafikir olarak benimsiyor, hükümetin her icraatını destekliyor ve özellikle ordunun ülke yönetiminde söz sahibi olmasına karşı çıkıyorsunuz. Bu demokratikleşme,halk iradesi zaten Cumhuriyetten beri uygulanmaya çalışılan şeylerdir.12 Eylül 1982 askeri müdalesi öncesi ülkemizin içinde bulunduğu anarşi ve kaos ortamını-o dönemi yaşayanlara sorun- yaşayan biri olarak askeri bir kurtarıcı olarak gördüğümüzü çok iyi hatırlıyorum.Bu askeri müdaheleden sonra kurulan hükümeti ve yapılanları hepten onaylıyorum anlamına gelmez. Ben burada o müdaheleyi oluşturan şartların ve ortamın anormalliğini vurgulamak istiyorum.Bunu, o dönemi yaşayan büyüklerinize bir sorun lütfen! Ülkemiz neden böyle bir kaosa sürüklenmiş ve neden buna gerek duyulmuştu,bunu anlayabilmiş değilim.Askeri müdahelelere karşı olmak prensibinde sizinle hemfikirim,ama bir ülkede bir anarşi-yönetim zaafiyeti haksızlık ve huzursuzluklar başını alıp giderse birileri buna mutlaka dur der;ama asker,ama sivil,ama ne yazık ki... yabancı güçler.Bize düşen aklımızı kullanarak ülkemizi uçurumlara sürüklüyecek davranışlardan kaçınmamızdır. Yazınızın sonunu"...tam demokratik ve çağdaş bir ülkeye doğru gittiğimizi görmekten mutlu oluyorum." diyerek bitirmişsiniz.İşte burada sizin kadar umutlu ve iyimser olamıyorum Recep Bey.Karanlık bir rejime doğru yol alıyor olabiliriz... Yine yakın tarihimize dönelim. 1970'lerde komşumuz İran'da Şah'a karşı oluşan hoşnutsuzluk neticede bugünki İran rejiminin kurucusu Ayetullah Humeyni'n Fransa'dan dönmesini sağlayan, dinci-liberal-solcu her kesimden insanın desteklediği bir halk hareketine dönüşmüştü.Humeyni geldi ve sırasıyla kendileri gibi düşünmiyen herkesi,önce liberalleri,sonra o zamanın solcuları Halkın Mücahitlerini ve kendi düşüncesinde olmıyan herkesi ortadan kaldırdı.Bugün bu doğmatik molla rejiminin hiç bir aykırı sese tahammülü yok,genç kızları bile kurşunluyor,baskı rejimini sürdürebilmek için her şeyi mübah sayıyor.Bunlar da özgürlük ve demokrasi diyerek gelmişlerdi.Bu rejimin en üst düzey askeri yetkilisi rejime karşı en küçük bir gösteride kan dökeceklerini fütursuzca ifade ediyor. Şimdi dönelim ülkemize.Bizi de böyle bir sinsi tehikenin beklemediğinin garantisini verebilirmisiniz sayın Keleş? Kemal Özyurt
[ 03-Temmuz-2009, 15:47 ]
Sayın Yazar,
Hukukun zihinlerde ve yüreklerde yerleşmesi ve gelişmesi için öncelikle önyargılardan, kinden ve "ötekine" nefretten arınması gereklidir. Türkiyede büyük ve köklü bir hukuk devrimi gerçekleşiyor. Devlet hiç olmadığı kadar güçlü ve kararlı. Hiç bir vatandaş ve kurum artık devlete rağmen iş yapamayacağını anlıyor. Dolayısıyla gerek ekonomik gerekse siyasi hayat giderek meşrulaşıyor. Yastık altı paralar, kayıt dışı ekonomi nasıl günyüzüne çıkıyorsa, demokrasi altı gayretler, irili ufaklı darbe girişimleri de bir bir ortaya dökülüyor. Devlet zenginleştikçe ve hukuk geliştikçe, sosyal devlet oluşmaya başlıyor. Vatandaşımıza sabır ve destek düşüyor. Sosyal devlet olacaksak günlük değil uzun vadeli düşünmeliyiz Vehbi (LONDON)
[ 02-Temmuz-2009, 18:55 ]
Sn. Yazar, Ordu tabiki halkin iradesine mudahale etmemeli, ulke tam demokrasiye gecmeli..
Fakat 2 nci buyuk sorunda Siyasilerin kurudugu monarsi duzeni, bunun da cozulmesi gerekli....
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||