Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      104,12
      % 0,12
      BIST
    • DOLAR
      3,5
      % -0,13
      Dolar
    • EURO
      4,18
      % -0,07
      Euro
    • ALTIN
      145,95
      % 0,50
      Altın



PKK Siyasi Tutumunu Net Olarak Ortaya Koymalıdır!

Tarih: 30-12-2015 19:13:29 + -


PKK, Öcalan’ın dediği gibi strateji değişikliğine gitti mi? Yaygın algıya bakarsanız doğru olduğu düşünülebilir. Bunu doğruladığı varsayılan en önemli unsur “Birleşik Kürdistan” söylemine uzun süredir başvurulmamasıdır.



PKK, Öcalan’ın dediği gibi strateji değişikliğine gitti mi? Yaygın algıya bakarsanız doğru olduğu düşünülebilir. Bunu doğruladığı varsayılan en önemli unsur “Birleşik Kürdistan” söylemine uzun süredir başvurulmamasıdır.

Ancak böyle olmadığı gibi benim ele almak istediğim konu bu değil.

Çok net olan ve kimsenin reddedemeyeceği argüman PKK’nin “Kürt” ve “Kürdistan” eksenli bir politika etrafında kimlik sorunları somut siyasal programıyla örgütlenmesi ve mücadelesini bu kapsamda sürdürmesidir.

Bu yaklaşım ilk olarak “Kuzey Kürdistan” eksenli yoğunlaşma olarak kendini gösterdi. Sonrasında çoğu bilinen gelişmelerle Irak’ın işgali, Kürdistan Özerk Yönetimi’nin kurulması, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasıyla PKK’nin bu ülkedeki “yirmi yıllık misafirliğine son verilmesi”, tabi bu arada lojistik desteklerinden yoksun kalması, bu sırada Kandil bölgesine yerleşme ve Kürdistan yönetiminden destek alınması, Irak’ın ikinci kez işgali ve iç savaş koşulları, arap baharı ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’de bir kaç kez “çözüm sürecinin” başlatılması, Rojava bölgesinde PYD’nin etkinlik kurması, Şengal bölgesinde gelişmelere PKK’nin müdahil olması, gibi gelişmeler, genel bağlamda “Birleşik Kürdistan” eylemiyle örtüşen bir karakteri yanısttı.

Haliyle her şey düz bir zeminde ilerlemedi. PKK uzunca bir dönem TC ile “uzlaşma” arayışı içerisinde olurken, KBY ile çelişki ve gerilimler içeren bir ilişkiye sahip oldu. Bunda aynı alana temas etmelerinin, benzeri diskurlara sahip olmalarının büyük rolü var.

Özellikle son dönemlerde açığa çıktığı üzere, PKK’nin yan kuruluşlarıyla “tüm parçalarda” izlediği politika “genel Amerikan politikalarının koruyucu şemsiyesi” altında yer almak oldu. PKK açısından stratejik bir ilişki olarak görülen bu ilişki kuruş tarzı ABD açısından “sahada işbirliği” yapılması ve haliyle taktik düzleme ait bir konu olarak ele alınmaktaydı.

Bu meselenin trajik boyutudur.

PKK’nin büyük önem verdiği ve PKK liderlerinin çoğu kereler “özürler” eşliğinde ABD ve AB ilişkilerinin normalleştirilmesi ve kendilerinin Kürdistan eksenli politikalarda siyasi muhatap alınması konusunda çeşitli kereler girişimleri oldu.

Bu yaklaşım Kobane etrafında ilgili ülkelerinde müsamahalarıyla “peşmergelerin değil kendilerinin daha iyi savaşçılar olduklarını” sergilemek için ABD ve AB’nin “büyük insanlık projesi” içerisinde yer alma arzularını dizginsizce göstermeleriyle somutlandı.

Kürdistan eksenli temel problem bilindiği üzere Kürdistan Ulusal Kongresi’nin toplanması hususunda KDP ile yaşanan görüş ayrılıklarından kaynaklanmaktadır. Burda sorun Kürdistan’da kimin, kimlerin öncülük edecekleri noktasında düğümlenmiştir. Kongre bu anlamda insiyatif ve açık bir iktidar çatışmasına sahne olmuştu.

Yukarıda kabaca özetlemeye çalıştığım gelişmeler ve yaşanan politik türbülanslar sonucunda PKK’nin uzunca bir süredir “Kuzey Kürdistan” eksenli siyasi-askeri stratejisini Orta Doğu eksenli ve bunun tam ortasında Birleşik Kürdistan’ın yer aldığı bir hatta dönüştürdü. Daha doğrusu Öcalan’ın yakalanması sonrasında “taktiksel” düzlemde yumuşatılmış bir ifadelendirmeyle “konfederalizm” meselesi siyasal gelişmelerin elvermesi ölçüsünde tekrar gerçek anlamlarında kullanılmaya başlandı.

Bu noktada açıkça “bağımsızlık” sözcüğünün kullanılması, yada tam tersi bir anlam ifade etmez. Özelikle KBY’nin Mesut Barzani önderliğinde somut olarak “Bağımsız Kürdistan” ilanı için diplomatik siyasi çabalarına PKK’yönetiminin Türkiye’nin yıllardır sahip olduğu temel bir argüman olan “Irak’ın toprak bütünlüğünün sağlanması” gerekçesiyle karşı çıkılması, ancak bir yandan ya Şengal özgülünde Irak Kürdistanı’nda bir siyasi askeri güç olarak meşruiyet edinme çabaları, PKK’nin Bağdat yönetimiyle ilişkilenmesi vs. bu “önderlik” meselesinin kısa zamanda ve kolayca çözülmeyeceğini yansıtmaktadır.

Açıkçası PKK, Mesut Barzani öncülüğünde KBY’nin bağımsızlık ilan etmesi olasılığının baskılanması altında politika yapıyor. Özellikle KDP ve Barzani yönetimi, PKK aktivitelerini kendi varlıkları açısından bir tehdit unsuru olarak görmekteler.

Bu noktada altını çizmek istediğim konu PKK’nin bu Orta Doğu’nun tam ortasında bir yerlerde gelişmelere ABD şemsiyesi altına önderlik etme arzusu ve bu yönde gösterdiği büyük iştah Türkiye Kürdistanı’ndaki gelişmelerin bu temel siyaset yönlendirmesine tabi kılınmasına ve onun ihtiyaçları üzerinden belirlenmesine dönüştü.

Türkiye ve Türkiye Kürdistanı’ndaki tüm gelişmeler Kürt hareketi açısından Orta Doğu’daki genel çıkarlara uygunluğu üzerinden değerlendirme konusu olmaktadır. Dolayısıyla buradan saadete gelerek ve somut olması açısından söyleyeyim. HDP, HDK vb oluşumlar PKK genel stratejisi içerisinde bir konumlanışa sahiptirler ve ihtiyaca binaen politik yönelime girerler. Bunun gizlisi saklısı yok.  

Merkezi politikaların sonucu ve yansıması olarak örneğin bu yapılarda yer alan Türkiyeli sol hareketlerin kürt sorunu ötesinde bir gündeme sahip olmadıkları ve kaderlerini insiyatiflerini bu yarar-zarar ilişkisi üzerinden bilanço ettikleri bilinmektedir.

PKK’nin yürüttüğü politikalar HDK ve HDP tarafından yürütülmeye başlandığında bu “sol örgütler” kendi paylarına düşeni yapmakla yükümlüdürler. İlişki budur. Yani bu iki oluşumdan hiç birine “kendi renklerini”, “kendi politikalarını” sunarak ortak bir anlayış ve davranış birliği oluşturulmasına en ufak bir katkıda bulunmuş değiller. Daha doğrusu böylesi bir olanak kendilerine sunulmuş değil.

Bu anlamda yıllardır sözü edilen “Türkiyelileşme” sorununa gelecek olursam bunun yalnızca Türkiye’deki toplumsal güçlerin etkilenmeleri ve Kürt sorunu etrafında kenetlenmeleri açısından “taktiksel bir söylem” olarak kullanıldığını söylemem gerekir. Oldukça kullanışlı olduğu son dönem yaşanan gelişmelerde “hani Türkiyelileşmiştiniz” gibi hayal kırıklığı yaratan söylemlerle bilinmektedir.

Öte yandan değinmem gerekirse Demirtaş’ın “Türkiyelileşmek Türkleşmek değildir” demesi eğer kendi cehaletinden kaynaklanmıyorsa, mevcut siyasetleri hakkında ucuz demagoji sayılmalıdır.

PKK ve türevlerinin hiç bir zaman “Türkiye merkezli”, tüm halkların ve ezilen sınıfların ortak kurtuluşunu hedefleyen bir program ve projeleri olmadı. Şu an PKK çeperinde yer alan sol siyasi gruplar PKK’nin tüm politikalarını mecburen onaylayan bir tutum içerisindedirler. Hatta bunların neden PKK’ye katılmadıkları haklı olarak merak konusudur.

Çünkü istisnasız tamamı PKK ve Öcalan’ın tüm fikirlerini benimsemekte, Orta Doğu’da model olduğunu, ezilen halkları kurtaracak önermeler olduklarını, kendi varlıklarını hiçe sayma pahasına (belkide övgüde ipin ucunu kaçırarak) öne sürmekteler.

Kısacası PKK Türkiye soluna ve demokrasi güçlerine “görev” vermeye çalışmakta, ve “kürt meselesi” etrafında saf tutmaları gerektiğini vaaz etmekteler. “Biz ateşkes yapıyoruz. Demokrasi güçleri sahip çıksın. Biz ateşkesi bozduk Demokrasi güçleri destek versin!” Yaklaşım hep bu oldu. Hiç bir zaman kabul görmeyecek ve görmemesi gereken tam da budur.  

Şöyle izah edelim daha somut olması açısından: PKK “devrimci halk savaşı” verecek. Ona destek verin. PKK artık “çözüm sürecine” girdi. Ona destek verin. PKK seçimlere katılıyor % 10 barajı var. Ona destek verin. PKK Kobane’de savaşıyor. Ona destek verin. PKK “özerk yönetim” ilan etti. Destek verin. PKK Şengal’de Peşmergeyle sorun yaşadı. Ona destek verin. PKK, ABD ve AB ile iyi ilişkiler kurmak istiyor. Ona destek verin. PKK, hendekler açtı, barikatlar kurdu. Ona destek verin. Bu barikatlar “çözüm süreci başlarsa kalkar”. Ona destek verin. Başkanlık sistemini özerklikle birlikte tartışırız. Ona destek verin. “İç savaş derinleşecek.” Ona destek verin.

Nasıl olsa tuzu bizde “çağrı” geldiğinde “hazır kıta bekleyen türk solcuları göreve koşmalı.”

Bunu yaptığınız takdirde “kemalist” suçlamasından kurtulur ve “enternasyonalist türk savaşçılar” statüsüne terfi edersiniz. İstenen budur. Basit bir tabiyyet ilişkisi. Deyim yerindeyse zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Bunu yapanların olması, hatta “Türk PKK’si” gibi davranmalar, ona öykünmeler, durumu değiştirmez. Bugüne kadar değiştirdiği görülmedi. Değiştirmediği gibi ne bunu yapanklara, ne PKK’ye, dolayısıyla Türkiye’de devrimci mücadelenin gelişmesine en ufak bir katkı bile sağlamaz.

PKK’nin bu hegemonik tavrı siyasal mücadeleye açıkça zarar vermektedir.

Başka bir çok şey sayılabilir. Ancak “batı neden suskun”, “niye destek verilmiyor”, “burası latin amerika kasabası olsaydı”, “Filistin olsaydı”, vs yakınma (biraz da kompleks içeren) görünümlü suçlamalar yakın zamanda gırla gidiyor.

Son bir aydır özellikle yaşanan çatışmalarda bunları çokça duyduk. PKK izlediği politika karşısında insanlardan yalnızca “vicdani tutum almalarını” istiyor.

Kısacası PKK’nin kimseyle ittifak yapma ortak bir zeminde yer alma gibi bir niyeti veya politik önermesi yok. Yalnızca Kürdistan eksenli politikalarına “kitlesel barışçıl” destek istiyor.

Şimdilerde AKP faşizmine karşı CHP’den başlayarak sol hareketlere tekrardan birlik, ortak direniş çağrıları yapılıyor. Şunu söylemek isterim: Türkiye’li devrimcilerin PKK’ye, Kürt hareketinin Orta Doğu ve Kürdistan eksenli politikalarına tabi olması söz konusu bile olamaz.

Ancak tam tersi geçerli olabilir.

Biliyorum politika sonuçta güç meselesi ama, Kürt hareketi adımlarını, çizgisini Türkiye devrimci hareketinin ve Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin ihtiyaçlarına uydurmalı ve halklara hiç bir kurtuluş umudu vermeyen görüşlerini ciddi biçimde revize etmelidir.

(Yeri gelmişken bir konuya değinmek şart oldu. Murray Bookchin veya başkası. Ama daha çok Alman Yeşillerinin politikalarını savunup öte yandan elde kalaşnikof, roketatar pek uyumlu olmadığının, birinden birinin terkedilmesi gerektiğinin -Türkiye açısından söylüyorum- görülmesi zorunludur.)

Aksi durumda diyelim ki, Türkiye’li bütün siyasi hareketler HDK, HDP vs saflarında toplaşsa bile bunun adı “Türkiyelileşme” olmayacaktır. Çünkü Türkiye politikası merkez yönetimine –bir çoğu ikbal avcısı veya siyaseten var olma savaşı veren- etnik türk veya başka milliyetlerden birilerinin getirilmesi veya, “biz her yerde miting yapıyoruz. O halde Türkiye partisiyiz.” demek değildir. Türkiyelileşme tüm emekçilerden ve ezilenlerden yana tutum geliştirmek, politika üretmek olayıdır.

Bu politika Türkiye’nin emperyalizme olan bağımlılığının sorgulanmasından başlar, oligarşik diktatörlük ve kurumsal faşizme karşı mücadeleyi içeren bir birleşik direniş çizgisini esas alır. Üstelik bunlar hiç bir koşulda pazarlık konusu yapılamayacak denli ilkeseldirler. Kürt sorunu böylesi bir mücadele örgütlenme anlayışının tam ortasındadır.

Eğer kavranmak istenecekse mesele budur.              

2015-12-30 Ahmet Akif Mücek

 




Kaynak: Ahmet Akif Mücek

Editör: Ahmet Akif Mücek



Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Görüş Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • CHP'nin Adalet Yürüyüşünden görüntüler!
    CHP'nin  Adalet Yürüyüşünden görüntüler!
  • Dünyanın en pahalı 10 şehri
    Dünyanın en pahalı 10 şehri
  • Yargı yılı açılışından çarpıcı kareler!
    Yargı yılı açılışından çarpıcı kareler!
  • Taksim'deki CHP Mitinginden kareler!
    Taksim'deki CHP Mitinginden kareler!
  • Toplu taşıma araçlarında ilginç kareler
    Toplu taşıma araçlarında ilginç kareler
  • Silopi saldırılarının tahribatları
    Silopi saldırılarının tahribatları
FOTO GALERİ
YUKARI