Bugun...
Bizi izleyin:



Başbakan Yıldırım: ''Türkiye’nin 2023 hedeflerini hayata geçiriyoruz''

Tarih: 07-12-2017 13:14:28 Güncelleme: 07-12-2017 15:51:28 + -


Başbakan Binali Yıldırım TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi'nde konuştu.


Başbakan Yıldırım: ''Türkiye’nin 2023 hedeflerini hayata geçiriyoruz''

Başbalan Binali Yıldırım’ın açıklamalarından satırbaşları:

 

Küresel krizde Türkiye zamanlıca aldığı tedbirler sayesinde en az düzeyde etklenen ülke olmuştur. Üretime, istihdama katkı sağlayan ekonomisi ile ayakta kalmayı bilmiştir. Hatırlayın 2013’e geldiğinde Türkiye faiz oranlarını neredeyse yüzde 5’e indirmiş, IMF borçlarını bitirmiş, en büyük projelere imza atmıştı. Tam o sırada gezi olaylarıyla karşı karşıya kaldık. Daha sonra 17-25 Aralık kumpası yaşandı. 15 Temmuz gibi bir olay başka bir ülkede yaşansa 10 sene belini doğrultamaz. 15 Temmuz’un hedefi Türk demokrasisiydi.

 

Enflasyonun aşağı doğru seyri için gereken tedbirleri alıyoruz. Yakın zamanda etkisini gösterecek. Özellikle 2018’de yol haritamızı hazırlıyoruz. Bunu beraber yapacağız. Türkiye’nin kalkınmasına kamu 1katkı sağlıyorsa özel sektör 8 katkı sağlıyor. Yapacağımız işler nedir? Reformları yapmaya devam edeceğiz. Vergi reformunu yapacağız. Yatırımcıların işçinin kolaylaştırılması için iddialı bir eylem planını harekete geçireceğiz. AB vizyonumuzda bir değişiklik yok.

 

Beşeri sermayemizin kalitesini artıracağız. Eğitimde göstergelerimiz arzu ettiğimiz seviyede değil. Türkiye’de okul öncesi eğitim son 15 yılda kayda değer bir şekilde artarak yüzde 50 seviyesine ulaştı. Üniveristelerimizn sayısının artması eleştiri konusu olabilir. Ama unutmayalım her yıl 1 milyondan fazla gencimiz liseyi bitirip üniversite kapısında bekliyor. Bir yandan üniversiteler artarken bir yandan da kalitenin artması yönünde çalışmalarımız devam ediyor. Kim bu ülke için taş üstüne taş koyduysa başımızın üzerinde yeri vardır. Milletimizin gücüne güvenelim. Ülkemizin bölge için ne kadar önemli olduğunun farkında olalım ve buna göre çalışmalarımızı sürdürelim. DEAŞ küresel bir terör örgütü olmaktan çıkarıldıysa bunda Türkiye’nin çok büyük emeği vardır.Kimin terörle mücadele ettiğini kimin etmediğini en iyi bilen ülke biziz. Bir yandan DEAŞ, Bir yandan PKK, bir yandan FETÖ… Bu üç örgütle amansız mücadele ediyoruz.

 

2017’de büyük kriz olacak, iflaslar olacak, faizler kontrol edilemeyecek denildi. 2017’ye geldiğimizde Türkiye birinci çeyrekte yüzde 5.2 büyüdü, 2. çeyrekte 5.1 büyüdü, üçüncü çeyrekte büyüme 2 haneli olursa şaşmayın diyorum. Yüzde 5-6 arasında bir büyüme gerçekleşecek. Özel sektörümüze, ekonomimize güveniyoruz ve bu yüzden gerekli tedbirleri aldık, kredi garanti fonu ile 250 milyar lira bir kaynak oluşturuk ve bundan 250 bin civarında işletmemizin yararlanmasını sağladık. KOSGEB’in KOBİ’lere sağladığı imkanlar ile 500 bin işletmemiz burada nefes aldı, işlerini yoluna koydu ve ekonomimiz büyümeye devam etti. Kriz senaryolarını ters yüz edip geride bıraktık. Aynı şeyler 2018 için de söylenmeye başladı.

 

BÜYÜME DEVAM EDECEK

 

2018 kolay olmayacak ama ülkemizin bugüne kadar kazanımları sayesinde, güven sayesinde 2018’de de inşallah büyüme aynen devam edecek. İki haneli duruma gelen enflasyonun aşağı doğru seyri devam edecek. Gerekli tedbirleri alıyoruz, etkilerini gösterecek. Özellikle 2018’de yol haritamızı hazırlıyoruz. Beraber yapacağız.

 

Türkiye’nin kalkınmasına kamu 1 katkı sağlıyorsa, özel sektör 8 katkı sağlıyor. Sizleri dikkate almadan, meseleye dahil etmeden yapılması söz konusu edilemez. Yol haritasını birlikte yapacağız. Bu işler nedir? Bir kere reformları yapmaya devam edeceğiz. Vergi reformunu yapacağız. Yatırım ortamının iyileştirilmesi için iddialı bir eylem planını hayata geçireceğiz.

 

Hedefimiz önümüzde 3 yıl içerisinde ilk 20 ülke arasına sokmak.

 

Türkiye’nin 2023 hedeflerini hayata geçiriyoruz.

 

Geçtiğimiz 10 yıl içinde küresel krizde dünyada sadece 10 tane büyük proje yapıldı. 6 tanesini Türkiye yaptı. Türkiye’yi kimse küçük görmesin. En geniş köprüsünü, en büyük havalimanını yapan Türkiye olmuştur. Osman Gazi Köprüsü ile İzmit Körfezi’ni yapan Türkiye’dir. Avrasya Tüneli ile iki kıtayı denizin altında birleştiren ülke Türkiye’dir. Dünyadaki tek projedir. Bir mühendislik harikası projesidir. Aynı şekilde Marmaray… Hızlı trenler, bölünmüş yollar tüm bunlar Türkiye’nin geleceği için yapılması gereken altyapı projeleridir. Sorunlarımız var ama bir yandan da olumlu tarafına bakacağız. Gazi Mustafa Kemakl Atatürk’ün dediği gibi “Hiçbir şart altında moralimizi bozmaya ihtiyaç yok”

 

Son günlerde kurda yaşanan dalgalanmalar Türkiye’nin gerçek durumunu yansıtmıyor. BÜtün bu gerçeklere rağmen bu yaşananların ekonomik göstergelerle izahı yok. Bunun geçici bir durum olduğunu biliyoruz. Gereken ne ise yapacağız. Mucize peşinde değiliz. Mümkün olanı yapmanın gayreti içerisindeyiz.

 

‘EN SORUNLU ALAN EĞİTİM’

 

Başbakan’dan önce konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın yaptığı konuşma ise şu şekilde:

 

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanlık Divanı adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Ülkemizde, siyasi ve ekonomik konular gündemde hep en ön sıralarda yer alır.

 

Özellikle içinden geçmekte olduğumuz günlerde gündem çok sarsıcı.

 

Bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü ve mutlak düşünce özgürlüğü çerçevesinde sonuçlandırılması gereken iddiaları takip ederken, geleceğimizi şekillendiren konuları da ihmal etmemek durumundayız.

 

Gelecek kuşakların bekası, bugün savuşturduğumuz jeostratejik tehditler kadar, bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemelere ne ölçüde uyum sağlayabileceğimizle de ilgilidir.

 

Son dönemlerde esas ilgi ve alâka devlette ve ülkede yuvalanmış şer odaklarının temizlenmesine yöneltilmiş durumda.

 

Doğrudur, bu odaklar bütün devlet kurumlarından hızla ve tamamen temizlenmelidir.

 

Diğer yandan bilim ve teknoloji alanında dünyadaki gelişmelere ayak uydurma çalışmalarını da aksatmamak gerekir.

 

Her iki gereklilik de, temellerinde demokrasi, hukuk devleti ve sınırsız düşünce özgürlüğü olan yaratıcı bir toplumu şart kılmaktadır.

 

Bilim ve teknolojide kapasite oluşturmanın önemli bir özelliği var: bu da uzun vadeli düşünmek ve uzun vadeli bir stratejiye göre hareket etmek.

 

Bu alanda başarılı olan, öne çıkan ülkelere baktığımızda, Avrupa, Amerika gibi Batı ülkelerinde de, Japonya, Çin ve Kore gibi Doğu ülkelerinde de uzun vadeli bakış açısını görüyoruz.

 

Türkiye’de ise uzun vadeli strateji uygulama konusunda bir gelenek oturmuş durumda değil.

 

Sıcak gelişmeler ne olursa olsun, gündemimizde bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere yer vermek, bu konuyu uzun vadeli bir perspektifle ele almaya başlamak durumundayız.

 

TÜSİAD’ın en yakından takip ettiği konuların başında Sanayi 4.0 geliyor.

 

Bilim ve teknolojideki ilerlemeler pek yakın bir gelecekte insan toplumlarının yaşamlarında önemli değişimlere yol açacak.

 

Nanoteknoloji, yapay zeka, nesnelerin interneti, genetik, dijital iletişim, robotik, malzeme bilimi, biyoteknoloji, Blok zincir, 3D baskı, özerk taşıtlar…

 

Peki biz neleri tartışıyoruz?

 

Osmanlı 18 yüzyıldaki ilk sanayi devrimini yakalayamamış olmanın bedelini çok ağır ödemişti. Şimdi biz dünyadaki son teknolojik devrimin neresindeyiz?

 

Değerli konuklar,

 

Türkiye geçtiğimiz 10-15 yılda altyapıda önemli bir atılım yaptı.

 

Yollardan, limanlara, havaalanlarından köprülere, sabit ve mobil genişbant bağlantılarına, ekonomik aktivite için gereken en temel altyapı sağlandı.

 

Bugün bir sanayici bakış açısıyla Anadolu’ya gidince kaydedilen gelişmeyi görmemek imkansız.

 

Her yerde şehirler büyümüş, gelişmiş, güzelleşmiş. Şehirleri birbirine bağlayan yollar, altyapı çok iyi.

 

Bu altyapı yatırımları bir ülkenin kalkınması, büyümesi için elzem.

 

Kentleşmenin yanında, eğitim ve sağlık alanında da gelişmeler kaydedildi.

 

Üniversitesiz şehir kalmadı.

 

Sağlık hizmetlerine erişimde önemli ilerlemeler sağlandı.

 

Ama Türkiye nicelik meselesini çözmeye çalışırken nitelik meselesini göz ardı etti.

 

Kentleşme hız kazanırken, doğa ve insan uyumu göz ardı edildi.

 

Arsaların, evlerin fiyatı değerlenirken, kültür, tarih ve doğa varlıklarımızın değeri unutuldu.

 

Şehir hastanelerine milyarlarca liralık yatırım yapılırken, yüksek teknolojili sağlık ekipmanlarını kullanacak yetişmiş teknisyen, yeterli doktor ve sağlık elemanı sıkıntısı ortaya çıktı.

 

Dünya masrafı büyük, yönetimi zor büyük hastanelerden vaz geçiyor.

 

Teknolojideki gelişmeler çerçevesinde ihtisas hastaneleri önem kazanıyor.

 

En sorunlu alan ise eğitim.

 

Üniversite sayısı 77’den 185’e çıktı; ancak kalite tutturulamadı.

 

Bu sene ilk yerleştirmede 370 bin kontenjan boş kaldı.

 

Gençler toplumun ihtiyaçlarına cevap vermeyen üniversitelere kaydolmadı.

 

Açılan üniversitelerde bazı bölümler talep yetersizliği nedeniyle kapanma riski ile karşı karşıya.
Demek ki dünya standartlarında öğretim üyeleri olmadan, bilimsel özgürlük ve nitelikli eğitim sağlanmadan üniversite sayısının artırılması yetmiyor..

 

Geçen ay Türkiye OECD PISA Direktörü Andreas Schleiche, son PISA sınavında Türkiye’nin 72 ülke arasında 50’nci olmasını Türk eğitim sisteminin yeni dünya düzenine ayak uyduramaması olarak değerlendirmişti.

 

Eğitim sisteminde sorunlarımız olduğunu başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere yetkililerimiz de teyit ediyor.

 

Eğitim sistemi bir kez daha değişirken, uzun vadeli düşünmek ve dünyada ortaya çıkan yeni yetenek ve becerilere uygun bir sistem tasarlamak gerekiyor.

 

Bilgisayarlardan, nesnelerin internetinden, artırılmış gerçeklikten, robotlardan, yapay zekadan bahsettiğimiz bir ortamda, eğitim reformunun merkezinde, ezber yerine, öğrenmeye açık olma ilkesi yer almalı.

 

Ezber yöntemi geleneğimizde var.

 

Bugünkü bilgisayarların olmadığı eski günlerde bu yöntem doğruydu.

 

Ama bugün değil.

 

Bugün önemli olan bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulayabilmek.

 

Bunu başaramazsak Türkiye’nin en önemli ekonomik problemi ne faiz oranları olacaktır, ne de cari açık; en önemli ekonomik sorunumuz eğitim olacaktır.

 

Değerli konuklar,

 

Günümüzde değişimin hızı o kadar yüksek, kapsamı o kadar geniş ki, bundan çok değil 20-30 sene sonra, dünya bugünkünden bir hayli farklı olacak.

 

Ekonominin işleyişi, insan ömrü, şehir yaşamı, ulaştırma gibi bir dizi alanda köklü değişimler söz konusu.

 

Değişime ayak uydurmak için, iş ve çalışma yaşamı, vergi rejimi, sosyal güvenlik sistemi, finansal sistem, sağlık sistemi, eğitim sistemi gibi toplumsal yaşamın tüm alanlarında çok köklü değişiklikler yapmalıyız.

 

Bu değişimlere başlamak için geç kaldık.

 

Bütüncül bir perspektifle yaklaşılması gereken bu süreçte dünyadaki en iyi uygulamalardan ilham almak gerekir.

 

Bu işler “yap-boz” taktiği ile olmaz.

 

Bu süreci yönetemezsek, bizi kaotik bir gelecek bekleyecek.

 

Ama şimdi günümüze dönelim.

 

Çünkü bugünler, ülkemiz için epey çalkantılı.

 

Bugün ekonomi, iç politika ve dış politika her zamankinden daha fazla iç içe geçmiş durumda.

 

Her üç alanda da riskler yüksek.

 

Riskleri yönetebilmek için 3 noktaya dikkat etmek gerekecek:

 

Dogmayla değil bilgiyle hareket etmek,

 

Değişen koşullara uyum kabiliyetini ve esnekliği artırırken, devlet geleneklerini ve kurumsal düzeni korumayı ihmal etmemek,

 

Bütün bu süreci objektif kurallar içinde yürütmek ve kuralları herkese eşit uygulamak.

 

Ekonomide geçen senenin son çeyreğinden beri yüksek seyreden büyüme hızı ve ihracat gibi yüzümüzü güldüren haberler geliyor.

 

Fakat bir yandan da paramızın değer kaybından yüksek enflasyona, kamu harcamalarındaki artış ve bozulan bütçe dengesinden artan cari açığa, düşen sermaye girişlerinden artan vergilere, bozulan güvenden makine teçhizat yatırımlarının gerilemesine, özel sektörün açık pozisyonundan kredi mevduat oranlarındaki yükselişe kadar bir dizi alanda bizi endişelendiren gelişmeler de yaşanıyor.

 

Zamanında önlem alınmazsa, bu sorunlar üst üste birikip başımıza dert açacak.

 

1990’lar piyasa dinamiklerinin gözetilmemesinin acı tecrübeleri ile doludur.

 

Artan bütçe açığı, kamu borçlanması, enflasyon ve baskılanan faizlerin patlamaya hazır bir bileşim oluşturduğunu Türk insanı teori kitaplarından değil, bizzat yaşayarak öğrenmiştir.

 

Bu tecrübelerden çıkartılan dersler aynı hataların tekrarlanmasını engelleyecektir.

 

Bir kez daha kur, faiz, enflasyon sarmalına yakalanmamak için, kurumların araç bağımsızlığının önemini hafızalarda tazelemekte yarar görüyoruz.

 

Üretimi desteklemeyen bir sistem, verimsiz yatırımlar, uzun dönemli üretim artışı sağlayan sanayi sektörü yerine inşaat sektörüne dayalı büyüme ile gidilebilecek yolun sonu refaha çıkmaz.

 

Ekonomide yüksek teknolojili üretimi merkeze koyan yeni bir vizyona ihtiyacımız var.

 

Üstelik, dünyanın bu karmakarışık hali, ekonomik sorunlarla dış politikanın iç içe geçmesine yol açıyor.

 

2008 küresel krizinin sistemde yaratmış olduğu derin tahrifat, Ortadoğu’yu tehdit eden jeostratejik riskler, küresel güç dengesinin sarsılması, dünyanın siyasi ve ekonomik güç merkezinin batıdan doğuya doğru kayması tartışmaları Türkiye’yi de etkiliyor.

 

Biz Türkiye olarak doğulu olduğumuz kadar batılı, batılı olduğumuz kadar doğuluyuz.

 

Uluslararası politikada, güçlünün peşine takılmanın bağımsızlığın yitirilmesi riskini taşıdığını Osmanlı’nın son dönemlerinden beridir gayet iyi biliriz.

 

Cumhuriyet tarihimiz küresel güç dengesini gayet iyi anladığımızı ortaya koyar.

 

Bu dengeyi iyi kurabilmenin, doğu ve batı ile ilişkilerimizi dengeye oturtmanın, bugün en az geçmiş kadar önemli olduğunu düşünüyoruz.

 

Türkiye, dünyadan kopmamak için dünya düzeninin yerleşik kurallarına uygun hareket etmelidir.

 

Türkiye’nin yerinin Batı alemi mi, Avrasya mı olduğu bir tartışma konusu değildir.

 

Türkiye Batı’nın Avrasya açılım noktasıdır.

 

Yükselişteki Çin ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerimizi sürdürmeli hatta daha da güçlendirmeliyiz.

 

Bununla beraber, dünyanın gidişatını belirlemekte hâlâ önemli olan Amerika ve Avrupa ülkeleriyle ilişkilerimiz, Türkiye’ye karşı gösterdikleri çifte standarda rağmen, kendi değer ve çıkarlarımız gereği iyi ve verimli olmalı.

 

Hem ekonomide hem dış politikada yaşanan gelişmeler, siyasi ve hukuki çerçeveden bağımsız değildir.
Liberal piyasa düzeninin temeli demokrasi ve hukuk sistemidir.

 

Yargı erkinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü, özgür ve bilimsel akademik ortam, özgür medya ve internet ortamı, iyi tanımlanmış yetki ve sorumluluklar, kamu yönetiminde liyakat, ülkelerin rekabet gücünün önemli parametrelerindendir.

 

Olağan demokratik işleyişten uzaklaşılması, önce yabancı sonra yerli iş insanlarını yatırımlardan soğutuyor; yaratıcılıktan, girişimcilikten uzaklaştırıyor.

 

Bu nedenle, bir an önce yeniden olağan düzene geçilmesini ümit ediyoruz.

 

Normalleşmenin getirisi çok yüksek olacaktır.

 

Türkiye demokrasi ve hukuk devleti yolunda ilerledikçe, güç kazanıyor, ekonomisi güçleniyor, vatandaşların refah ve memnuniyeti yükseliyor.

 

Demokrasi ve hukuk devleti yolunda ilerlemenin bir koşulu da herkesin kanun önünde eşit olmasıdır.

 

Kuralların herkese eşit uygulanmasının önemini geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımız da vurguladı.

 

“Hiçbir bakanlıkta, hiçbir kurumda, hiçbir teşkilatımızda, şahsımın adı kullanılarak herhangi bir sürecin tıkanmasına, kurallar-kaideler dışında iş yapılmasına rıza gösteremem” diyerek bu tür davranışlarda son dönemde görülen artıştan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

 

Gerçekten de keyfiyetin, kayırmacılığın arttığı bir bürokraside sağlıklı bir ekonomi yönetimi yapılamaz.

 

Sağlıklı bir ekonominin olmazsa olmaz koşulu, adil rekabet şartlarının tesis edilmesi ve korunmasıdır.

 

Adil rekabetin önemli bir ayağı da kamu ihaleleridir. Mevzuattaki son değişikliklerden sonra, kamu ihaleleri, yerli üretimi, bölgesel kalkınmayı ve teknolojik gelişmeyi teşvik etmekte etkin bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. İhalelere katılımın ve rekabetin artırılmasında elektronik ihaleler de etkili olmuştur. İdareye çok fazla takdir hakkı tanıyan ve yoruma müsait mevzuattan kaçınılması, kamu ihalelerine katılımı ve rekabeti artıracak ve adillik, şeffaflık, denetlenebilirlik ilkelerinin daha iyi hayata geçirilmesine zemin yaratacaktır.

 

Bu çerçevede, sağlam bir ekonominin ön koşulunun, hukukun üstünlüğü ilkesinin bağlayıcılığı olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz.

 

Son birkaç yıl içinde şahit olduğumuz FETÖ operasyonları, 15 Temmuz darbesi, Reza Zarrab davası gibi olaylar bu durumu teyit etti.

 

Bir kez daha vurgulamak isteriz; milletimizin bekasına kasteden her türlü girişimi önlemek için başvurulması gereken kılavuz hukuk devleti ile bağımsız ve tarafsız yargıdır.

 

Dünyanın bu kaotik ortamında, güçlü bir iktidara olduğu kadar güçlü bir demokrasiye de aynı anda sahip olması, Türkiye’nin en önemli avantajı olacaktır.

 

Değerli Üyeler,

 

2008 ile 1929 benzetmesi çok yapılıyor.

 

Bugün olduğu gibi 1929 krizi sonrasında da birçok ülkede otoriter liderler yükselmiş ve milliyetçilik güç kazanmıştı.

 

Bu yönelimler karşısında Keynes, devletlerin kurumsal kapasitelerinin artırılmasının, sistemin güçlendirilmesinin ve halkın refahının korunmasının önemine dikkat çekmişti.

 

Dünya ekonomisinde nihayet başlayan normalleşmeden ve bilim ve teknolojideki gelişmelerin yol açacağı yeni fırsatlardan en iyi biçimde yararlanabilmemizin koşulu bizim de hızla normalleşerek, demokrasi ve özgürlükleri tesis ederek, gündemimizi uzun zamandır ihmal etmiş olduğumuz yapısal meselelere, reformlara ayırmamız olacaktır.

 

Bu duygu ve düşüncelerle, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür ediyor, hepinizi bir kez daha sevgi ve en derin saygılarımla selamlıyorum.




Kaynak: sözcü



FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Gündem Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Uçak kazasında yaşama şansını artıran kritik bilgiler
    Uçak kazasında yaşama şansını artıran kritik bilgiler
  • Ömrü 2 günü geçmeyen devletler!
    Ömrü 2 günü geçmeyen devletler!
  • CHP'nin Adalet Yürüyüşünden görüntüler!
    CHP'nin  Adalet Yürüyüşünden görüntüler!
  • Dünyanın en pahalı 10 şehri
    Dünyanın en pahalı 10 şehri
  • Yargı yılı açılışından çarpıcı kareler!
    Yargı yılı açılışından çarpıcı kareler!
  • Taksim'deki CHP Mitinginden kareler!
    Taksim'deki CHP Mitinginden kareler!
FOTO GALERİ
YUKARI smok alien smok smok AL85 smok G-Priv 2 elektronik sigara